Çal kemancı.
Yaş 23.
Çal bakalım, geçen bir yıl daha…

Geçmiş yaşlara ait yazılara [22] [21]‘ den ulaşılabilir.

Geçen yıl dolu ya da boş bilemiyorum.
Elbetteki iyi ve hoş şeyler yaşamışımdır.
Diz boyu hayal kırıkları da.
Dünya böyle bir diyarmış..
Kâh güler, kâh ağlarmışsın?

Onca şey yaşadım desem..
Ve en kötüsü,
Tecrübe ederek öğrenmem…
En büyük zaman kaybı öğrenme açısından bakıldığında.
Dersler çokça var.
Saymakla bitmeyecek kadar…

Yakındır askerlik..
Bir ben kalmadım yaa gitmeyen.
Bakalım bahara ne çıkar artık.
Git gel diyenler haklı,
Gitme diyenlerde.
Kompleks bir çıkmaz,
Zaman tek çare..

Yaşım henüz kaçken 6. kez dayı olmuşum..
Yeğenlerimin dahi çocukları olmuş vay be..
Daha dün top oynardık beraber,
Kardan adamlar yapardık.
Köpeğimizi severdik..

Yıllar geçip gidiyor..
Ve ben seyrediyorum hâlâ.
Umutlarımızda var gelecekten,
Yeniden yazıyorum kayıp yılları
En “olumlu” şekilde.

Artık daha da acımasızım.
Medet ummuyorum kimseden.
Yalnızlığım daha içten artık.
Ben susar,
Söz kemancının.
Çal bakalım,
Sakın susma bu gece.

Ay firari yine.
Yıldızlar solmuş mu ne?
Ufukta gidilecek bir yol..
Nerde bu pusula.
Nerede o kaptan.
Hani yoldaşlık edenler.
Nerde o renkli rüyalar atlası…

Yanılan bir benim..
Perspektife hep yabancıyım.
İçinde olunca anlıyorum ancak.
Ne öncesi, ne sonrası..

Bozuk atmadan efkarlansam.
Alıp elime bir sigara yaksam
Geçer mi ağzımdaki aftlar?

Vay be şehir,
Sonlu masallar diyarı…
Kalkıp gitsem..
Hiç dönmesem.
Senli günleri hiç özlemiyeceğim bir enkaz,
Ya da öyle gözüküyorsun hepten.

Geçmişte çekilen fotoğrafların ne denli ızdarap verdiğini bilenlerdenim.
Hangi fotoğrafa baksam, bir elem ve bir keder.
Aslında bakmayınca pek sorun olmuyor.
Tam bakacak olduğum zaman, geçmiş diyorum, ızdırap verecek buna inanıyorum ve vazgeçiyorum.
Kestirme yollar var. Yakmak gibi ya da dijitalse silmek gibi.
Hayat devam eder nasılsa. Belki, unuturum zamanla.
Zaten hep unutkandım hatırlasana.
Resim kader, fotoğraf kederin habercisi.
Bir roman değil belki; içli bir dizi.

Kendime kızmak istiyorum.
Niye insanların fikirlerini bu denli önemsiyorum.
Nasıl devam etmeli?
Güvendiğim kaç dağ yıkıldı biliyor musunuz şu 3 yılda?
Ne kaldı ki yaşamak için?
Değecek ne kaldı?
Kimin için bu savaş, niye?

Herkese davulun sesi hoştur.
Misal herkes, sorsanız hayatını kazanmıştır.
Aslolan, hayatını kazanmaksa, hâlâ niye başkalarına muhtaçsın?
Sorarım ey ahali.
Hep sordum, hep başkalarını dinledim.
Asıl sorması gerekenler hep benden kaçtı.
Ne bir arkadaş, ne bir dost, ne de …
Susuyorum.
Her zamanki gibi.
Düzelir diye bir umudum yok artık.
Kendi türkülerimi söylüyorum.
Başkalarını yargılama gibi bir aptallığı da kalkmıyorum.
Yalnız başına ne yapabilirsin ki başka.

Sadece susmak geliyor içimden.
Hiç konuşmamacasına.
Ağır bir bahar daha bitti.
Yine çokça kararlar..
Ne biten sonbahar, ne de bir daha böyle geçebilecek.
Elime para alıp kararları yazı-tura atarak verseydim,
Hayat daha kolay olmaz mıydı?

Mazi derin mevzudur.
Ama peşini hiç bırakmaz.
Anlatılan herhangi bir olay seni mazide başka bir an’a götürür.
Zaman bükülür.
Sanki başka bir boyuta geçersiniz.
Sonra yine keşkeler başlar.

Bu modern dünya bir güç gösteri mekanı.
Yinede herkeste bir şeyler eksik.
Ve herkes onu aramakta.
Bir türkü tutuyor kendine ait.
Kimi Do’ dan anlatıyor derdini, kimi ise La’ dan.
Herkeste tek ortak güfteye başkoymuş yaa, oda ‘Çıkar&Para’.

Başlıyoruz sevgili kış.
En çetin ve yorucu yüzünü daha şimdiden hissettirdin.
Sanırım soba başlarında üşüye üşüye ders çalıştığım o eski günleri özlüyorum.
Bitmek tükenmek bilmeyen isteğim ve arzumu.
Asıl şimdi bir şeyler için çabalamam gerekiyor.
Ama öz disiplinim kayboldu ve amaçsızlaştım.
Uzun vadeli hedeflerimin olmaması çok kötü.
Yaşama isteği kalmıyor insanın.
Garip..

“Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?”
Kaybedenler Kulübü’nden hatırlıyoruz bu cümleyi.
İşte bugün beynimin zonklaması beni alıp götürdü.
Ve bu kilit kavrama getirdi.
Biraz bahsedelim…
**
Steve Jobs‘ u artık tanımayan kalmamıştır:

“Yakında öleceğimi hatırlamak, hayatımda almam gereken büyük kararlarda hep kullandığım çok önemli bir araç olmuştur. Çünkü neredeyse herşey, tüm beklentiler, tüm gurur, utanç veya başarısızlık korkuları – bunların hepsi ölümle yok olurlar, ve geriye tek önemli gerçeği bırakırlar. Öleceğinizi hatırlamak, birşeyler kaybedeceğiniz korkunuzun önüne geçecek en iyi yoldur. Kalbinizi dinlememeniz için hiçbir sebep yok.”

Şimdi nerden mi çıktı?
Heryerde zaten bunu duyuyoruz.
Meşhur konuşmasını da defalarca izledik.
Dün gece biraz kafam yarıldı,
Kader, çok şükür ki fazla bir şey yok.
Düşününce daha fecisi de olabilirdi.
Benle aynı kaderi paylaşan dizüstü bilgisayarım için,
Aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
***
Hadi soralım kendimize bu kilit kavramıda yabana atmadan.
Ölümlü dünyada neyi, niçin, neden, ne zaman ve kiminle yaşamayı?
Bize verilmiş olan yaşama lütfuna değecek ne yaptığımızı?
Neler ile uğraştığımızın muhasebesini?
Yarın ne olacağının öneminin olup olmadığını?
Bu hayatta yarın gerçekleştirmemiz gereken herhangi bir hedef yoksa,
Bize verilen bu fazla lütfa ihanet edip etmediğimizi?
Yanıtlar…(?)
***
Bende durum baya vahim.
Sürekli bir isyan ve açmazlarda bir ben!
Kontrol edemediğim, irade yoksunu asıl ‘ben’.
Kendime çeki düzen vermeliyim.
Kaybetme korkusu ile sarıldığım ne varsa,
Zaten bir şekilde kayboluyorlar.
Aslolanı gör.
Artık, geçmiş olaylar ile yaşamayı bırak!
Ders alıp önüne bak!
***
Nerden başlıyacağımı bulamıyorum.
Ama bulacağım.
Hayırlısı diyelim.
***
Şarkı, yok.
Söz, var.(Kör olan kendime!)
“Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır…Niye kederlenirsin?” Hz.Mevlânâ(Teşekkürler İzzet)

Dağılan umut ışıkları,
Hayalleri ve rüyaları bir kenara bırakmak,
İşten ayrılmak,
Seminer yaz(ama)mak,
Kararsızlıkta tavan yapmak..
Yok devamı var, daha yeni başlıyoruz.

Ardına bakmadan.
Arda kalanları düşünmeden.
Arda kalanlar ile yeniden yüzleşmeden.
Zamanı gelince çekip gitmek.
Aslolan budur.

Herkesin türküsü kendine dedik yaa…
Öyle işte.

Ekilen fikir tohumları,
Muhakkak ki eyleme döner.
Hele ki söz konusu bensem.
Konuşmayı bir kenara bırakıp, gözleyen ve yorumlayansam.
Diğer söylenenleri eklemiyorum,
Ama zaten fevriliğim ve bencilliğime diyecek yok.

Mevsime uyar,
Ziyadesi ile içten.

Hayatta hep arayışlardayım.
Tamam bu bir kader.
Hayır ‘arama’ daha fazla.
Olmuyorsa yanlış sende.
Bırak ‘o’ yolu.
Ey benden öte ben,
Kararlı şekilde üstüne gittiğin kaç şeyde bir ‘sonuç’ üretemedin.
* * *
İnsanları çok seviyordum.
Artık sevmiyorum.
İşin içine para girince kirleniyor herşey.
İnsanlar da.
‘Biz sana bir şey yapmadık.’
Gerekeni yapmamakta bir şey yapmamanın içinde ise ‘evet’.
İşte o vakit ben gerekeni ‘susarak’ anlatırım.
* * *
Herkesi ve herşeyi dinle diye bir kural yok.
Çok dinledim, artık dinlemiyecem.
Verdiğim emekler bana bir gün dönecek.
Evet bunuda biliyorum.
* * *
İsyan bayraklarımı açalı çok oldu.
Artık bayrak filan da açmıyorum.
Bilakis gerekeni uyguluyorum.
Bazen gemileri yakmak lazım yaa.
İşte o evredeyim.
Kibrit…
Alaz..
Fıs.

Şehre sonbahar gelir.
Her ne kadar ardı kış olsada yeni bir bahar.
Yeniden doğuş öncesi yavaş ve anlamlı bir yıkım. (Kıyım mı yoksa?)

Dünya hali yazılmışı yeniden resmetmek olsada,
Yeniden basit hedefler oluşur bünyelerde şuursuzca.
Hedef ve yön gibi kavramlar insanı hayata bağlar ya,
İşte bu mevsim aslında bunları belirletir insana.
Ardı sıra konulan hedeflerin kaçına varılmışsa.

Sararıp uçuşan yaprakları iç burkar, yalnız yapar..
Ama ilkbaharın aksine uyandırır, miskin yapmaz insanı.
Soğuk akşamlarında iç çekişler yaşatır ama hedefler uğruna ‘çalışma’ zamanıdır.
Ve insan sadece kendi seçimlerine yol alır.
Delilik yapılacak bir bahar değildir.
Ayakların yere sağlam basma zamanıdır.
İşin özü olgun olamasakta olgun rolü yapma dönemidir, vesselam.

Bu mevsimde ‘ama’ sözcüğüne yer yoktur.
Olsa olsa -geçmiş zaman 1. tekil şahıs ile biten- ‘eylemler’ söz konusudur.
Yani, alabildiğine fevri..
Sil baştan başlatır, insana umut aşılar.
Mevsim garip ve güzeldir.
Severim..

Bir öykü.
Biraz ayrılık albümünden…

İnsanlar..
Onlarla uğraşma.
Bırak kendi hallerine.
* * *
Her insan kendi seçtiği işaret tabelalarına uyacak, ve kendi yoluna bulacak nasılsa.
Sende bu durumda onları seyreyleme.
Kendi yolunda ilerle.
Geride kalmışsan, hırs yapıp daha da çamura batma!
Bir kirpi gibi ağır ağır,
Ama ‘kararlı’ ilerle.
* * *
Kirpi demişken;
Öyle herkese zarar verme.
Gerekli yerlere duvarlar ör,
Çizgiler çek.
* * *
Geçmişteki anıların tatlı bir düş olduğunu bil.
Ve onlarla yaşama.
Her ama dediğinde, bir sigara yakma.
O konuyu detaylandırma.
Çık o ruh halinden bir şekilde.
* * *
‘Zevk’ kelimesine takılmana gerek yok.
Dünyanın salt bundan ibaret olmadığını idrak edecek ‘olgunluktasın’.
Yani öyleydin bir zamanlar.
Tıpkı ‘ideal’ olman gibi.
Bu durum aslında biraz bakış açısına bağlı.
‘Artık boş taraftan bakıcam ben’ diyeni ikna edemezsin unutma.(Bkz. Şartlı refleks)
* * *
İnsanları iğneleme.
Onlara ders verme çabası içinde olma.
* * *
Unutma ki;
Küçük insanlar kişilerle,
Orta insanlar olaylarla,
Büyük insanlar fikirlerle ilgilenir.

Şu günlerde eski dostlarla atıyor kalbim.
Derinde ve canda olanlar her zamanki gibi güleryüzlü, içten ve sevecen.
Kimi evlilik derinde, kimi ise iş güç.
Bizse modern amelelik.

* * *

Değerli ustam ve kızları, gerçekten çok şekerler.
Ummazdım orada olacağını.
Onu görünce gülen bir yüz belirdi içimde.
Dosthane teklifine icap gerekli vesselam.

* * *

Sen.
Hayat.
Gece 22.22, yine sen.
Resimlerine bakdıkça daha da sen.
Telefon sen.
Facebook sen.
Anlayacağın saplantı gibi sen…

* * *

Doktara ihtiyacım var.
Ama kendimi biliyorum ben.

* * *

Netten ve dünyadan kopartan bir meslek.
Takıldın mı, dünyanı altüst eden bir meslek.
Gel 19 Temmuz hayırlıysan beri.
Gel.Gel..Gel…

* * *

Çıksın ilk işim uzunca bir tatil.
Ertelemekten ben yoruldum.
Tabi başkalarıda.
Olmazsa sağlık olsun, savaşmaya devam.
Tabi nerde orası muallak?
İlk ve geçerli düşüncem askere kadar yerimde kalmak.
Bakalım be…