Şu günlerde eski dostlarla atıyor kalbim.
Derinde ve canda olanlar her zamanki gibi güleryüzlü, içten ve sevecen.
Kimi evlilik derinde, kimi ise iş güç.
Bizse modern amelelik.

* * *

Değerli ustam ve kızları, gerçekten çok şekerler.
Ummazdım orada olacağını.
Onu görünce gülen bir yüz belirdi içimde.
Dosthane teklifine icap gerekli vesselam.

* * *

Sen.
Hayat.
Gece 22.22, yine sen.
Resimlerine bakdıkça daha da sen.
Telefon sen.
Facebook sen.
Anlayacağın saplantı gibi sen…

* * *

Doktara ihtiyacım var.
Ama kendimi biliyorum ben.

* * *

Netten ve dünyadan kopartan bir meslek.
Takıldın mı, dünyanı altüst eden bir meslek.
Gel 19 Temmuz hayırlıysan beri.
Gel.Gel..Gel…

* * *

Çıksın ilk işim uzunca bir tatil.
Ertelemekten ben yoruldum.
Tabi başkalarıda.
Olmazsa sağlık olsun, savaşmaya devam.
Tabi nerde orası muallak?
İlk ve geçerli düşüncem askere kadar yerimde kalmak.
Bakalım be…

Yapayalnız yaz akşamları..
Durduk yere içimi burkar.
Git gel iş.
Kararsızlık diz boyu…
Yön bulmakta zorlanıyorum.
Kendimi aktif bir ametal gibi hissediyorum.

* * *

Ayın 1′ nde yapılanlar keyfimi kaçırdı, evet.
Ama, cesaretim kırılmadı…
O günde bırakırdım, bugünde.
Görelim zaman neyi getirecek !

* * *

Olgun olmak üzerinde yoğunlaşıyor beynim. Kime ve neye göre bu kıyas?
Kanımca bu kavram, yalnızca armutlar açısından değerli.
Çokta olgun olmaya bakmamalı diye düşünüyorum.
Yoksa seçmiyor hiç kimse…
En yakınların dahi senden kaçıyor.
Hep altyazılı, buğulu minicik gözler.
Olmuyor mühendis bey, olmuyor anlayacağın..

* * *

Biraz işi bileceksin, güldüreceksin ve eğlendireceksin.
Tabi kendin de bunun içinde olup zevk alacaksın.
Kimse, eyvallah etmez kanımca o vâkit…

* * *

Hafif esintili bir Konya akşamı,
Hilâle karşı yazmakta güzel oluyormuş.
Yakışıyor olsa da yakışıklı bir sevda.
Hayat haybeye vuruyor, artık kanımca.
Bu yumruklar eskisinden daha ağır.
İçim yanmıyor, evet.
Kimseyi de özlemiyorum.
Bu şehir de fasa fiso,
Lakin kopamıyorum.
Hergün daha da çok beni bunaltsada…

Kulaklığıma artık veda ettim. Eski günleri yad etmek için dahi takmama kararı aldım. Kulaklık ile müzik dinlemenin bana pek bir faydası yok. Aksine zararı var.. Zaten günlerim hızlı tempo modunda. Eve geldiğimde ise çökmüş haldeyim. Düşünmeye bana vakit kalmıyor. En boş vakitlerimi ise aptal şarkıları dinleyerek geçiriyorum. Çok büyük israf. Aslında faydalı bir amaçla kullansam işime yarar. Eğer ingilizcemi geliştirecek yönde kullanırsam, belki yeniden eski dostumu kullanırım..
* * *
Vakit nakit kıvamında. Nasıl bir koşuşturmaca anlamlandıramıyorum artık. Dursun zaman dedik, durmuyor. Aksine daha da hızlı. Seçimler bitti. Şimdi sıra hayat seçimlerinde…
* * *
Dersleri hayırlısı ile noktaladım. Gelecek 2 döneme seminer ve tez kaldı. Ayrıca makale yazmam gerekiyor CAN ile ilgili danışmana söz verdik, tutalım. Ha bir de Santez var, 15 Ağustos’ a yetişecek.
* * *
Yeniden bir yol ayrımı, ben sadece adayım. Bakalım nasip kısmet. Olursa iyi olur, biraz daha ayaklarım yere basar. Olmazsa, daha çok didinip bir an önce çerçeveye bir şeyler koymam gerek .
* * *
Şarkılar.. Her ne kadar kulaklığı atsamda, onlarsız olmuyor. Herkesin türküsü kendine. :-)
Yalnız beni söyler belli bir müddet..

Bugün aslında, çok zor geçeceğini düşündüğüm bir sınavım vardı. Hoş zordu da zaten ismi Bulanık Mantıksal Denetleyiciler olan bu ders aslında, çok zevkli. Gelin birlikte işin felsefesine bakalım..

Bugün sınav kağıdına da yazdığım tanımıyla; Aristo mantığının siyah-beyaz ikilemine karşılık Lütfü Zade’nin ortaya attığı grinin farklı tonlarınında olduğunun bilimsel olarak ifade edilmesidir. Yani, klasik mantıksal çözümlemede olduğu gibi, sonuç çıkarımımız sadece “Doğru” ve “Yanlış” tan ibaret değildir. Gündelik hayat belirsizliklerle doludur. Bu belirsiz durumlar üzerinde durulmalıdır. İşte Bulanık mantıkta bu kısımda devreye girer.

Aslında, Bulanık Mantık belirsizliklere çözüm aramaya yarayan matemetiksel bir kuramdır. Mühendis yaklaşımıyla, insan mantığının elektronik devrelere uygulanmış halidir. Bulanık mantıkta bir eleman yalnız bir kümenin elemanı olmayıp, 0 ila 1 arasında bir aidiyet değeri ile birden çok kümenin elemanı olabilmektedir. Hangi kümeye ne dereceden üye olduğu uzman bilgisine bağlı oluşturulan üyelik fonksiyonları ile belirlenir.

Yani işin özü şudur efendim; Bir insan ‘Kısa’ kime göre? Bana göre; o insan 0.3 oranda uzun, ama 0.7 oranında kısa. Klasik mantıkla kişi ya kısa ya da uzun, arası yok.

İşin detayları aslında daha da zevkli, varın siz düşünün şimdi bir mühendisin neleri hangi boyutta düşündüğünü. Bulanık mantık süper bir kuram. Gündelik hayata teknoloji boyutunda zaten girmiş durumda.. Çamaşırın kirlilik derecesine göre su ve enerji sarfiyatı yapan çamaşır makinaları misal. Onlarda beyin yok, sadece uzman tarafından tanımlanmış kural tabanı birde bulanık kontrolör var. Hepsi bu.

Mantıksal yaklaşım olarakta beni derinden etkiliyor bu kuram. Şimdi bende bir çıkarımda bulunurken ona doğruluk değerleri vermeye başladım. Doğru benim doğrularım da, işte aldığı değer kaç ?

Zor zamanlar gelip çatmış, millet sınav telaşında ben de ağırdan başlamalıyım.
Kalan 3 dersi de halledelim ve bitsin bu dönemde.
Sonrası seminer ve tez…
Kısmetse San-Tez.
Hele bide 6 ayda biterse tadından yenmeyecek.
Bakalım, arıyoruz.

* * *

Bir çok şey dağıldı yine.
Ama alışıyorum dağınık şeylerle yaşamaya.
Hep başrolde.
Ve yine aynı ‘Perde’.
O gün için bir çiçeği hakediyor aslında.
Ya da ben öyle düşlemiştim zamanında.

* * *

Aslolan iyi niyet ve karşıdakinin bir ömür mutlu olması.
Gaddar bir ben !
Tüm suçu bağcı olarak üstüme aldım, için rahatsa sorun yok.

* * *

Yaşam, her an yeni bir kavramla karşıma geliyor.
Önce, çelik gibi sağlam sinirlere sahip olmayı,
Sonra kişilerle uğraşmamayı, her şeyi kişisel almamayı,
Devamında takım olmayı, fedakarlık yapmayı ve umursamayı öğretti.
Tecrübe kazandıkça anlıyorum.
Bu çaylaklık bir ömür boyu sürecek sanırım…

* * *

Sırada ne var yaşayıp göreceğiz elbette.
Ama içimi burkan şeyler ve saplantılarım da yok değil.
Dönemeçler, yan yollar ve yol ayrımları…
Sizce de insana hayatı öğretmiyor mu ?

* * *

Her hareketin açıkça belli etmiyor mu yar?
Yüreğinin derinliklerinde ben varım.
Keşke, amalar olmasa değil mi?
* * *
Şu aralar gıcığım, evet !
Kasten ve bilerek yapıyorum.
Karşımda ‘bizi’ konuşacak ‘seni’ arıyorum.
Başkalarını değil !
Ya da kumar oynuyorum.
* * *
‘Çok mu zor?’ dersin.
‘Sözlü’ daha güzel değil mi?
Sahlep ile? ;)

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Gün gelir ve devran döner. Hep seni acılarla yoğuran bu hayat, aslında daha yeni başlıyoruz demeye başlar. Sen ne kadar hazırlıklısın bakiyim diye hesap sorar, sorar, sorar. Sorar yani.
***
Bugün elemli felan değilim aslında bir boşvermişlik haleti ruhuyesindeyim. Beni üzmesi gereken bir çok şeyi takmamam iyi güzel bir şey. Herkesler gibi bende bir gelişim kaydediyorum.
***
Genel anlamda bir çok şeye çeki düzen vermeye çalışıyorum. Odam, bilgisayarlar, beni kıranlar, benim kırdıklarım, çevrem, felan felan…
***
Şu son dönem de beni en çok sevindiren şey ise aslında yeri geldiğinde herkesin ‘fevri’ davrandığı konusunda. Gerçekten çok ekstrem bir örnek. Bana ‘fevrisin’ diyen büyüğümün, beni onaylarcasına kendi adına aldığı karar.
***
Geleceğe dönük planlar dahilinde yapmam gerekenlerin muhasebesine baktığımızda zamanımın hiç bir şeye yetmiyor oluşu ‘fikri’ dışında her şey güzel gibi. ‘Fikir’ diyorum, hep bana mani oluyor bu kalleş şey. Niyeyse bir şekilde tutturuyor ve beni uyutuyor. Nasıl başedeceğimi arıyorum, ciddi ciddi.
***
Yoğunluk ve koşuşturmaca ile dolu günlerimin sonu beni yorgun düşürsede, bu yoğun trafiğin sonunda bir umut ışığı belirir mi? Hakkımızda hayırlısı.
***
Bahar gelmiş. ‘Miş’ diyorum çünkü ben böyle bir mevsimi artık hissetmiyorum. Hem hissetsem ne değişecekti ki?
Bana olumlu bir katkısını ben daha göremedim. Şair ne güzel demiş ‘Beni bu havalar mahvetti’ diye. Öyle gerçektende.
****
Ne zamandır kastığım halde yazamadığım bloguma, bugün böyle bir çırpıda yazıyor oluşumda ayrı bir güzel. Şarkısız bitmez, bitmemeli :-)
***

Anıların olmadığı bir bahara merhaba demek !
Oluyor, öğreniyorsun çocuk.

* * *

Yağmuru görüyorsun ve ilk aşkını hatırlamıyorsun misal.
Saat 22:22′ yi gösteriyor,
Göstersin artık beni düşünmüyor…
Bir bank görüyorsun.
Tamam onunla burada saatlerce buz gibi havada oturduk.
Ama olmazdı.
Ben kendi fevriliğimle zar zor baş ediyorum.
İkinci fevri hakkaten çekilmez.
Tamam onunla bu salonda dans ettik,
Şununla bu yolda yürüdük.
X. salonda Y filmine gittik..
Buna şurda tavla dersi verdim,
Onu sevmiyordum ve kasıtlı olarak yenilmedim.

* * *

Anlayacağınız,
İnsanın unutması güzel bir şey.
Ya değilse hakkaten çekilmiyor bu şehir.
Yaşarken seni yiyip bitiriyor.
Her mekan üstüne geliyor.

* * *

Bugün böyle tuzum kuru yazıyorum.
Böyle lakayıt lakayıt.
Bir tabir var onu burdan yazamıyorum.
Anlayanlar kahkahayı koparmıştır. ;-)

* * *

Mutlu muyum?
Yanıt yok.
Mutsuz muyum?
Yanıt yine yok.
Doğru yolda mıyım, diye sormıyacağım.
Hepsi kendi seçimim.
Yaşarım…
Dönüş yok.
Geriye dönük bir ‘keşke’ de !

* * *

Doğruların ve dürüstlerin mutlu olamayacağı bir dünya.
Ta içten yalnız olanların, asla herhangi bir kişiye bağlı kalmayacağı bir dünya.
Eksikliğini hissetiğin şeyin yerini dolduranın,
Aslında eksiğin kendisi olmadığını hep bileceğin bir dünya.
Canı yananın sadece kendi için,
Her fırsatta, sesini hep duyuracağı bir dünya.
Anlayacağın garip bir dünya…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Geçmiş yaşa ait yazıya şurdan ulaşılabilir.

Bir çok şey kaybolmuş, yitirilmiş ve tükenmiş olsada 22. yaş bir başkaydı sanırım. Kanımca en önemlisi ‘Mezuniyet’ tir. O gün orda yaşananlar ve hayallerdekiler.. (Cık cık hayal yok. Cak cuk oynamıyoruz artık. Her hareketimiz nerdeyse “Şah-Mat”.) Sadece bu mu? Elbette değil. Bitirme projesi, devamındaki makale, sunum için Bursa.. “bir tık ilerisi var lakin kalleş dergi yayınlamıyor.”

22. yaş başkaydı çünkü dibine kadar fevriydim. Kararları ben aldım. Belki bir işten oldum. Olsun… (Tecrübe bambaşka bir şey.) Oturup aylarca evde boş boş durdum.. Olması gereken buydu ne yapalım yani… Fevriliğimin nedenleri üzerine psiko analizler yaptım.. Bu hususta benzer extrem örneklere dahi rastladım. Ben psikoloji mi okumalıymışım ne?

Sadece fevrilik mi? Dibine kadar yalnızlık.. Bu şehri bana bırakanlar, aynı şehirde olduğu halde yitip gidenler. Bir fırtına, yükselen dalgalar ve gitti gidenler. Öle bi dünya işte.

Geçmiş yılda atladığım tek şey belki şu anki bir çok şeyin nedeni. Ama geç kalınmış bir şey de yok hani… Bahar ALES ve ÜDS. Biraz asılacaz artık. Kazın ayağındaki perde miktarı bu iki nota bağlı.. ALES tepe yurtdışı demek, ÜDS sınır Araştırma görevliliği.

Önüme koyulan hedeflere ulaşırken zorlandığımı farkettim. O an anladım ki hedefi yalnız ben koymalıymışım ve hedef herhangi bir bireyden bağımsız olmalıymış. Gariptir ki şarkılardan ve bilgisayarlardan bıkmaya başladım. Yeniden şarkıları sevmem ne zaman olur bilmiyorum. Lakin bilgisayarda MATLAB Discrete Time analizi çözmezsem sıkıntı.

Her ne kadar işsiz kalsam da yeni bir işi elbette ki buldum.. Bulmaz olaydım demiyorum ve demiyeceğim. Sorunun ve sorunlunun çok olduğu yerde çalışmak erdem ve sabır gerektirir. Bu büyük bir tecrübe ile sonlanır. Aslında belli seviyeye gelmişimdir. Yeter mi? Asla. Verilen sözlerin geri dönüşü yoktur. Bana her an öğüt verenlerin dediği gibi “Akıllı kişi sabırlıdır. Her hangi bir şey için kasmaya ve üzülmeye gerek yoktur. İşini yap gerisini elleşme..”

Şarkılardan bıkan, hata yapmaktan çekinmeyen, karar veren ve yolun başında olan hep ben olduğuma göre, Sorun?

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

—Edit—

İlk paragrafta bahsedilen makale Otomasyon dergisi Mart sayısında yayınlanmıştır. Görmek için sayfa 230: http://www.bilesim.com.tr/ebook.php?id=212

Yeni takvimimize ait yapraklar ayın 5′ ini gösteriyor. Tarihin sonu ise artık 11′ le bitiyor. İlginç değil mi, hayat ne kadar çabuk geçiyor? Hayat denen bu tufanda bir kademe daha ilerledikçe sonraki adımlar, dediğim gibi, daha zor…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Yaşıtlarımın kimi askerden dönmüş, kimi dönmek üzere ve kimi ise yeni asker… Erdemir de yok onuda gönderdim, Gümüşhane dolaylarına. Kaldım bu kocaman şehirde. Hep ben gitmek istiyordum. Ne kadar gariptir ki, yine ben kaldım. Her zaman yalnızdım elbette, lakin bu sefer hakkaten çekilmiyor be. İçli ve dertliyim anlayacağın.

Şu an harıl harıl ders modunda bir ben olmalıydım, onu da beceremiyorum. Önceleri bitmek bilmez bir umudum vardı. Şu an yok. “Yaşım gereği bu halde olmam, normal mi?” diye sordum, benden daha büyük bir fevri “normal” dedi. Bilemiyorum.

Aşırı negatifim. Suratım hep düşük. Beni Komedi Dükkanı ve Yahşi Cazibe dışında güldürende bir şey yok. Garip…Gülmek, her şeyin ilacı değilmiş. Yarını düşünmekten kendimi alamıyorum. Zor olacak, çok zor diyorum hep. Anlayacağın baştan kaybediyorum. Ve çalışmaya güç bulamıyorum.

Çalıştığım iş beni yoruyor, hem fiziksel hem de zihinsel bunu biliyorum. Danışman hocam da rahatsız benden senle nasıl tez yazacaz biz diye. Hava mı buldum mu, siler süpürürüm orası kesin de… Fevriliğim, kendime sökmüyor artık. Hemen her şey olsun ve bitsin. Kolaydı sanki !

Hep kendi ayaklarım üstünde durmayı isterdim. Kendi kazandığım ile yaşamayı… Zormuş… Öğrendim. Bu gidişat beni bir seçime zorluyor ve zorlayacak. Yakındır, ufukta bekliyor.

Bir kuyuya, bir taş daha atacak bu akıllı. Bakalım hayra karşı!